Reklam
Reklam

MOLLAKENDİ BUCAĞINDA AHMET PEYKERİ KÜLLİYESİ

İman ve inançla tamamlanan bir ömür. Ahmet PEYKERİ

Yayınlanma Tarihi :
MOLLAKENDİ BUCAĞINDA AHMET PEYKERİ KÜLLİYESİ
Reklam

Molla Ahmet PEYKERİ’ nin türbesi, Elazığ  Mollakendi beldesinde  IV. Murat tarafından yaptırılan cami avlusunun batı tarafında yer almaktadır

Sekizgen planlı olan türbe sadece makam bölümünden oluşur.

Üstü kubbeli olan türbe sonradan bazı tamirler görmüştür.

Çeşitli kaynaklarda bu değerli zatın ismiyle burada bir vakıf külliyesi bulunduğu, müştemilatı içerisinde medrese ve zaviye ile birlikte cami ve türbenin de olduğu belirtilir.

Bugün bunlardan sadece cami ve türbe ayaktadır. Ahmet PEYKERİ doğduğu yere izafeten çeşitli kaynaklarda, “PEYKERİ, Peykevi, PEYKERİ, Pekerci” şeklinde kaydedilmiştir.

Ahmet PEYKERİ hakkında bilgi veren tüm kaynaklar onun Erzincan’dan bu bölgeye geldiği hususunda ittifak ederler.

 Ahmet PEYKERİ Hazretlerinin Erzincan’ın Tercan ilçesine bağlı Pekeriç (Çadırkaya) köyünden geldiği ve Mollaköy’ünde doğmuş olduğu ileri sürülür.

 İshak Sunguroğlu Harput Yollarında adlı eserinde Ahmet PEYKERİ Hazretleri’nin XVII. yüzyılda yaşadığını v e I V. Murat ile çağdaş olduğunu aynı dönemde yaşadıklarını çağdaş olduklarını ileri sürer.

İskender Oymak ise, bu zatın medrese ve zaviyesine ait kayıtların, onun IV. Murad zamanından 120 yıl önce yaşadığını ortaya koymakta olduğunu savunur Kendisinin, devrin ünlü mutasavvıflarından biri ve aynı zamanda Molla sıfatından dolayı bir medrese âlimi olduğu anlaşılmaktadır. 1518 ve 1523 tahrirlerinde medrese ve zaviyenin vakıfları belirtilir. Medrese, XIX. yüzyılın sonlarına kadar hizmetine devam eder ancak günümüze sadece cami ve türbe gelebilmiştir.

SULTAN  IV. MURAT VE BUĞDAY TARLASI

Sultan IV.Murat, Revan seferi sırasında Hoğu Köyü (Yurtbaşı) yakınlarında gelip konaklar.

Daha sonra, orada hazır bulunanlara çevrede ulemadan bir kimsenin olup olmadığını sorar, içlerinden biri, Molla Köyünde Ahmed-i Peykeri'nin bulunduğunu söyler. Bunun üzerine Sultan Murat, onun keramet sahibi olup olmadığını anlamak ister. Kendisinin bindiği atı dört askerle ona gönderir ve Ahmed-i Peykeri’nin bu atı geminden tutup getirmesini emreder. Eğer o hakiki bir şeyh ise bu işi başaracaktır. Aksi takdirde cezalandırılacaktır.

Sultan Murat'ın gönderdiği at da hususi seyisi olan, ondan başkasını yanına yaklaştırmayan huysuz bir at imiş. Atı götüren askerler bin bir zorlukla Molla Köyüne varabilmişler. Ahmed-i Peykeri'nin  evini öğrenip oraya doğru yönelmişler. O da kapısının önünde oturmakta imiş.

Askerlerin bir atı zorlukla getirmekte olduklarını görünce seslenmiş:

-Evlâdım, bırakın o hayvanı! Askerler, atın başını alıp gideceğini bildikleri için bırakmamışlar. Cevap olarak da şöyle demişler:

-Bırakamayız , bırakırsak kaçıp gider.

-Evlâdım, siz bırakın hele… Bir  şey olmaz. der

Askerler atı bırakırlar. O çılgın, o hırçın, o huysuz hayvan birdenbire değişiverir. Sanki o at gitmiş, yerine başka bir at gelmiş. At âdeta kuzu kesilmiş ve Peykeri Hazretleri'nin önüne gelip duruvermiştir. Durumu gören askerler oldukları yerde donakalmışlar.

İçlerinden biri geliş sebeplerini açıklamış:

-Efendi Hazretleri, Sultan Murat, İran üzerine sefere çıktı. Çadırı Hoğu'da kurduk. Sultan, size bu atı gönderdi ve " Gelsin görüşelim" dedi.

Peykeri  hazretleri  yerinden kalkarak  ata doğru yaklaşır, bir besmele çekerek eliyle atın sırtını sıvazlar. Atta herhangi bir huysuzlaşma emaresi görülmez O, atın sırtına bineceği sırada at âdeta çökerek onun rahatça binmesini sağlar. Bu durumu gören askerlerin hayreti bir kat daha artar.

Beşi birden yola koyulurlar. Sultan Murat, misafir edildiği  görür. Peykeri hazretlerini atın üzerinde görünce hemen onu karşılamaya koşar. Sultan Murat, misafirini buyur edip, yanına oturtur:

-Biz seni tecrübe ettik, kusura bakma der.

IV.Murat, O gece Peykeri hazretleriyle uzun uzun sohbet eder.Gitme zamanı yaklaşınca Sultan derki:

-Efendi biz Acem üzere sefer kıldık. Duanı ve himmetini bizden uzak koyma.

-Sen gönlümüzdesin sultanım, bizden uzak değilsin ki biz de senden uzakta olalım. Yalnız sultanımdan bir istirhamım var.

-Emrediniz, sizin her istirhamınız bizim için bir emirdir.

-Sultanım, benim sizden istirhamım odur ki, gelirken bana bir düşman kellesi getiresiniz.

Efendi Hazretleri, izin isteyerek köyün yolunu tutarken Sultan Murat da Diyarbakır yolu üzerinden Acem üzerine yürümüş.

Aradan günler geceler aylar geçmiş. Bir gün  Ahmed-i Peykeri Hazretleri talebeleriyle ders mütalâa ederken dersi kesiverir ve derki:

- Talebeleri buğday tarlasına sokar. Derki:herkes avucuna birkaç buğday başağı alıp ovalayarak ufaltsın. Buğdayların samanlarını şu tarafa doğru üfürünüz. Talebelerinin hepsi bu isteği yerine getirdikten sonra;

-“Haydi… işimiz bitti, gidelim.” der ve hep birlikte köye dönerler.

Meğer talebelerine arpaları ufalatıp üflettiği sırada Sultan Murat'ın ordusu, düşman ordusu tarafından sıkıştırılıyormuş, ordu nerede ise bozulmaktaymış.

İşte tam bu sırada nereden çıktığı bilinmeyen bir toz bulutu düşman askerlerinin üzerine gelmiş, onların tamamını toza boğmuş. Düşmanların, gözlerini açamaz hâle gelmeleri üzerine fırsattan faydalanan Sultan Murat'ın ordusu, düşman ordusunu bozguna uğratmış.

 Aradan günler geçmiş. Muzaffer olan Sultan Murat, dönüşte tekrar Hoğu Köyü'ne uğrar.

Yanına birkaç kişi alan Sultan Murat, Peykeri'yi ziyaret eder. Sohbet sırasında Sultan Murat, Efendi Hazretlerine dönerek der ki:

-Efendim bize yardım ve himmet etmeye söz vermiştiniz; herhalde unuttunuz ki, himmetiniz bize yetişmedi.

Bunun üzerine Ahmed-i Peykeri sorar:

-Sultanım, emanetimi getirdiniz mi? Sultanın emri üzerine  bir düşman kellesi bir asker tarafından içeriye getirilir.

 Askerin elinden düşman kellesini alan Efendi Hazretleri, Sultan Murat'a gösterir:

-Bakınız sultanım. Sultan, düşman kellesinin gözlerindeki buğday kılçıklarını görür ve hayretler içinde kalır.

-Sultanım filân gün filân saatte ordunuz bozulmak üzere idi. Bu esnada bir toz bulutu gelip de düşmanınıza rahatsızlık vermedi mi? Biz, verdiğimiz sözü unutmadık sultanım.

Savaş meydanındaki hâdiseyi hatırlayan Sultan ve adamları, bu keramet karşısında ne yapacaklarını şaşırıp kalmışlardır.

Sultan, biraz evvelki sözleri için mahcup olmuştur.

Ahmet-i Peykeri Hazretleri'nin gönlünü almak için, bugün oldukça sağlam vaziyette olan camiyi (Sultan 4. Murad Camii)  yaptırmış ve çevreyi su kanalları ile süslemiştir.

Evliya Çelebi 1655’te buradan geçmiş ve burası ile ilgili bazı bilgiler vermiştir: “ Harput Kalesi sol tarafımızda kaldı. Oradan yine doğuya giderek Molla Efendi Köyünde konakladık. Harput nahiyelerinden 100 evli, bir camili, mamur zeamet bir Müslüman köyüdür.

 Molla Efendi hazretleri, cami yanında medfundur ”.

Peykeri" kelimesi; peri yüzlü, güzel, yüz, çehre anlamlarına gelir.

 

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim
Reklam